
Linkedin yayın tarihi: 3 Eylül 2020
Koçluk yaklaşımı ile çocuklarımızın sosyal davranışlarında sınırsız imkanlar yaratmak mümkün mü?
Bu sorunun cevabını koçluk mesleğini tanıyanlar ya da içinde olanlar hemen “Evet” olarak yanıtlarken, “koçluk” kavramının çarpıtılmış versiyonları ile karşılaşanlar ya da bu kavrama aşina olmayanlar “Hayır” ya da “Ne bileyim!” cevaplarını vermiş olabilirler.
Bu yazımda, Covid-19 salgını ile uğraşırken, okulların ne zaman açılacağı pek de netlik kazanmamışken oluşan ortamda çocuklarımızın içinde yeşeren endişe hatta korkuyu meraka çevirmenin yolunu kalemim döndüğünce anlatmak isterim.
ORTAM VE TEPKİ
Mart 2020’den beri içinde bulunduğumuz koşullar ne anne-babaların ne de çocukların hazırlanarak karşıladıkları LGS, YKS gibi şeylerden değil. İnsanlar üzerinde, yaşanan belirsizliklerin yarattığı üst düzey endişenin, kaçan fırsat ve kazanılamayan yeteneklerin neden olduğu kalıcı, zorlayıcı ortamlar bunlara uygun davranışları oluşturmaya başlıyor. Bu karmaşıklıklar özellikle çocuklarımızın pusulalarının şaşmasına, davranışlarının negatif yönde değişmesine neden oluyor. Haliyle bu olumsuz davranış değişikliğine anne-babalar da tepkisiz kalamıyor. Tekrarı önleyici çare olarak ailelerin cezalandırıcı ve tolerans eşiği sıfıra yaklaşmış tepkilerinin, olumsuzu olumluya çevirmede pek de etkisinin olmadığını çevremde gözlemliyorum.
NİÇİN KOÇLUK YAKLAŞIMI?
İlk “Çünkü”, davranışların arkasında yatan nedenleri incelemek ve bu davranışların hangi ihtiyacı gidermek ya da duyguyu beslemek için açığa çıktığını araştırmak koçluk becerisiyle mümkün. Koçla çalışan çocuklar, zamanla ve sabırla, ihtiyaçlarını tanımlamaya, onları strese sokan ve tetikleyen durumları anlamaya, yetişkin dünyasında kabul görmeyen davranışlarını “kendi” özelliklerini de koruyarak yeniden şekillendirmeye karar veriyorlar. Bu algı gelişimiyle yollarına devam ettiklerinde önlerine çıkan konu başlığı ne olursa olsun, eğitimde başarı, arkadaşlık, sosyal davranışlar…,içlerinde inşaa ettikleri öz-yeterlilik duygusu onlardaki olumlu değişimin mümkün olduğu inancını pekiştiriyor.
İkinci “Çünkü”, bir çocuk için işler ters gitmeye başladığında korkuyu değil merakı besleyerek işin içinden çıkabiliriz ve koçluk bu merakı oluşturan araçlara sahip bir disiplindir. Çocukların büyüklerinden çekindikleri hatta korktuklarında daha iyi tercihlere yönelecekleri hakkındaki çılgın fikre nasıl kapıldığımızı anlayamıyorum. Hatta, cezalandırma, kötü sözle saldırı, tehdit gibi kötülüklerden nasıl bir iyilik doğacağını da kavrama yetisinden çooook uzaktayım.
İŞLER İYİ GİTMEDİĞİNDE…
Kriz anında, çocuk için işler iyi gitmediğinde, bir yetişkin; çocuğun sakinleşmesine, neler olduğunu fark etmesine, olumsuz davranış modelini tetikleyici unsurları tespit etmesine yardımcı olursa durum “öğrenme beyni”ne taşınabilir. İşte tam da bu ortam koçluk diyaloğunun başlayabileceği istenen ortam olur.
Çocuklara hatta kendimize öğreteceğimiz en önemli becerinin dinleme becerisi olduğuna inanıyorum. Öyle laf olsun diye bir dinleme değil sözünü ettiğim, anlamak için dinleme. Koçlar bu ifademle ne demek istediğimi çok iyi anlarlar çünkü “anlamak için dinleme” pratiğini çokça tecrübe etmişlerdir. Bir değişimin mümkün olması için bu tip dinlemenin temel olduğunu da çok iyi bilirler. Çoğu zaman yetişkinler çocukları cevap vermek için dinlerler ya da durumu istedikleri kıvama getirmek için.
Oysa ki soruların gücüne güvenerek, bir çocuğa “ Ne olmasını isterdin?” sorusunu yöneltsek… gelen cevaplar hiç de alışık olmadığımız bir tarzda ve algı açıcı bir bakış açısı ile bir pencere açabilir zihinlerimizde. Çünkü bu sorunun çıkış noktası “merak”tır. Çocuğun ihtiyacını anlamaya yönelik bir merak hem de. Çıkış noktası suçlama ya da cezalandırma olan bir cümleden daha yapıcı ve özgüven oluşturucu.
Lütfen çocuklarımızın sağlıklı zihinleri ve ruhları için bildiğiniz koçluk gibi farklı yöntemler varsa paylaşın ve geleceğimizin temelleri zede almadan büyüsün.
Merakınızın canlı kaldığı sağlıklı günler dilerim.
