Linkedin yayın tarihi: 11 Nisan 2020

Hepimiz zorlu günlerden geçiyoruz. Bunu aşmanın türlü yollarını arıyor, bazen buluyor bazen bulamıyoruz. Bugün size, “Hikâye Anlatıcılığı” bakış açısı ile bu döneme bakmayı öneriyorum. Belki hikâye anlatıcılığını denemeye değen ya da peşine düşülecek bir yol olarak değerlendirirsiniz.

Son zamanlarla sıklıkla duyduğumuz Hikâye Anlatıcılığı nedir?
Hikâye Anlatıcılığı’nı tanımlamadan önce hikâyenin ne olduğunu tanımlamak isterim.
Hikâye, duyuların dilinden oluşan paketlerle, belirli bir teknikle anlatılan, dinleyenlerin çabuk ve kolayca içselleştireceği materyallerin kullanıldığı, algılanmasının hemen ardından bir anlam çıkarılan bir araçtır.
Hikâye anlatmanın kendine göre bir dili vardır. Ne, niçin anlatılacak ve nasıl anlatılacak bunların hepsi bir strateji işidir. İyi anlatılan hikâyeler derin, zengin ve anlamlı deneyimler yaratır dinleyenler üzerinde. Bu deneyimlerin fiziksel olarak beyne ve beyin korteks hareketlerine etkisi de bilimsel olarak kanıtlanmıştır.
Kısaca hikâye anlatıcılığını; bir iletişim aracı, tekniği olan bir yetkinlik ve etki yaratmak istediğimiz alanda kullanabileceğimiz bir strateji olarak tanımlayabiliriz.

Hikâyelere tutunarak bu pandemi dönemini nasıl atlatabiliriz?
Hikâye anlatımı, insanın temel aktivitesidir. İnsanın içine düştüğü durum zorlaştıkça, hikâyelerin gerekliliği artar.  Her önemli duygusal olay bir hikâye konusu olabilir. Şu an yaşadığımız her gün bir hikâye konusu aslında. Bize TV’ den seslenen doktorlar, devlet yetkilileri, iyileşen hastalar aslında hep bir hikaye anlatıyorlar. Bazı programları ya da haberleri sonuna kadar izlerken kimilerinden çok hızlı sıkılıp kanal değiştiriyoruz. Keşke bu zor zamanlarda bizimle iletişime geçen herkes etkili bir hikaye anlatıcısı olsaydı. O zaman daha çabuk kavrardık herşeyi.
Bir Kızıldereli sözü vardır, onu paylaşmak isterim tam bu noktada sizlerle…
Bana bir bilgi söyle öğreneyim, bana bir gerçek söyle inanayım, bana bir hikâye anlat sonsuza kadar öğreneyim.
Covid-19’un nasıl bulaştığı bilgisi veriliyor, her gün hastalanan, ölen ve iyileşenlerin sayıları veriliyor ama bunları bize anlatanların çoğu tüm bu bilgileri bir hikâyeye sarmayı unuttuklarından dinleyenler durumun ciddiyetini kavrayıp derin bir öğrenmeye geçemiyorlar ve sokaklarda dolaşıp duruyorlar.
Oysa ki, hikâyeler bize hikâye anlatanın dünyaya bakışını, değerlerini ve motivasyon noktalarını algılatır ve anlatıcıyla daha az zamanda daha yakın bir ilişki kurmamıza neden olur. Kurulan bu bağ ile anlatılanlardan etkilenen hikâye dinleyicisi, farkına bile varmadan hikâye anlatıcısının çağrısına iştirak eder. Bu dönemde hikâye anlatıcılığının yüzyıllara dayanan becerilerinden yararlanın çağrısı yapıyorum herkese. Ben bu dönemde ne yapıyorum derseniz… doğru hikâyeleri paylaşıyorum çevremdekilerle; kah webinar’larda, kah arkadaşlarımın yaptığı yayınlara misafir olarak, kah online eğitimlerde hikaye anlatma yetkinliğini arttırmak isteyenlerle çalışarak.
Doğru hikâyeyi doğru şekilde anlatmak, hafızada canlandırılması güç durumları kolay anlaşılır ve unutulmaz kılar. Hikâyeyi dinleyen kişi, hikâye ile meşgul olduğundan girdiği döngüden kurtulur ve zihin daha yaratıcı ve hayale dönük çalışır.
Sizlere bu yazı eşliğinde bugün bir hikâye hediye etmek istiyorum.

Gerçek ve Hikâye’nin Hikâyesi…
Bir zamanlar, uzak bir köyde, “Gerçek” ve “Hikâye” adlı iki güzel kadın yaşarmış.
Her ikisi de köyün en güzelinin kendisi olduğunu düşünürmüş. Bu yüzden köyde çok fazla kavga çıkarırlarmış. Köylü bu durumdan çok şikayetçi olduğundan bu durumu çözmek için köyün bilge kişileri bir yarışma yapmaya karar vermişler.
Gerçek ve Hikâye’yi yanlarına çağırmışlar ve onlara yarışmanın kurallarını açıklamışlar. Kurallara göre, kavga eden güzeller, köyü bir uçtan diğer uca kadar yürüyerek geçecek ve bu güzergahta yürürken en çok dikkati çeken, köyün en güzeli seçilecekmiş.
“Gerçek” yarışmada ilk yürüyen olmak istemiş. Herkesin gerçeği aradığı ve istediği konusunda eminmiş. Kendinden emin belirlenen yolda köyün sonuna kadar yürümüş. İnsanlar ona beklediği ilgiyi göstermediklerinden hayal kırıklığına uğramış. Yarışmayı kaybedeceğinden korktuğundan  daha fazla insanı kendine baktırmak için çarçabuk başka bir çözüm bulmuş. Hemen orada giysilerini çıkartıp başlangıç noktasına doğru çırılçıplak yürümeye başlamış. Ama kalan insanlar da onu çırılçıplak gördüklerinde kaçarak evlerine dönmüş ve kapıları, pencereleri sıkı sıkı kapamışlar. Gerçek, yenilgi ile başlangıç noktasına döndüğünde köyün sokaklarında kimse kalmamış.
Sonra sıra öbür güzele gelmiş; Hikâye’ye. Hikâye köyde yürümeye başladığında, insanlar sokaklarda onu takip etmek için evlerinden mutlu bir şekilde çıkmışlar. “Hikâye”, “Gerçek”in beklediği başlangıç noktasına döndüğünde, bütün köy sokaklardaymış.
“Gerçek”, “Hikâye”ye, yenilgiye uğramış ve kafası karışmış bir şekilde bakmış.”İnsanlar neden sana akın etti ve bana yüz çevirdi?” diye sormuş. “İnsanlar gerçeğe değer vermiyorlar mı?”, “Onu aramıyorlar mı? ” diye eklemiş. “Hikâye”, giydiği pelerinini çıkarmış ve “Gerçek”in omuzlarına koymuş ve ona tekrar denemesini söylemiş. “Gerçek” köyde dolaşmaya başladığında, insanlar onun güzelliğine de hayranlıkla bakmaya başlamışlar. Ve köyün sonuna vardığında, köylüler onun cazibesine de kapılmışlar. “Gördün işte!” demiş Hikâye, “Çok az insan gerçeği görmek istiyor ve hatta onların çok daha azı çıplak gerçeği görmek istiyor. Kendini Hikâye ile gizlemelisin, ancak o zaman insanlar seni anlayabilir ve kabul ederler. “

Hikâyelerle ve sağlıcakla kalın!

Yorum bırakın