DAHA GÜVENİLİR VE YETKİN BİR KOÇ OLMAK İSTEYENLERE…

Linkedin Yayın Tarihi 26 Ocak 2021

Koçluğun popüler bir meslek olduğu günümüzde, koçlukla ilgili bir-iki kitap okuduktan  sonra, kendi kendine “koç” ünvanını verenler olduğu artık çok aşikar. Bu talihsiz yaklaşım, okuduğum uluslararası yazılardan çıkardığım kadarıyla sadece Türkiye’ye özgü bir durum da değil! Koçlar, yakın bir gelecekte, tüm dünyada bir elemeden geçecek. 
Bu durum, hızla gelişen her sektör için çok doğal bir süreç aslında. Koçluk işine giren, kendine “koç” diyen bu kadar insanın, karşılarına çıkan  engelleri aşmak için uzman olduklarını kanıtlamaları bu doğal sürecin önemli bir parçası olacak gibi.
Şimdiye kadar koçların ihtiyacı olan tek şey kulaktan kulağa fısıldamalarla yapılan yönlendirmeler, büyük itibar yaratan reklamlar ve müşteri referanslarıydı. Ancak pandeminin başlamasıyla birlikte, gerçekten koçluk mesleğini derin ve ilmi bilgilerle yapan, akreditasyonlarını almış koçlar, on-line olarak kolay ulaşılabilir oldu. Böylece, kendine koç diyen fakat olmayanların ipliği pazara çıktı.  2021 yılında  koçluk trendlerinin başında koçluk akreditasyonunu göreceksiniz!
Özellikle yönetici koçlarının hizmet verdiği sektörler, uzmanlıklarını  kanıtlayan, nitelikli, akredite koçlarla çalışmayı talep edecekler. Bilinçlenen koçluk müşterileri arttıkça, kurumların dışında, bireysel koçluk veren koçlar da benzer bir taleple karşılaşacaklar. “Yetkinliğini ispat et!”

Bir koç, yetkinliğini nasıl ispat eder? 
Uluslararası Koçluk Federasyonları, günümüz koçluk mesleğinde kullanılan becerilerin ve yaklaşımların daha iyi anlaşılabilmesi için geliştirdikleri Temel Yetkinlikleri tanımlarlar. Her yetkinlik kategorisinin bir dizi özel yetenek göstergesi vardır ve gereksinimler koçun başvurduğu seviyeye göre değişir. Bu yetkinlikler, herhangi bir kalifiye koçun göstermesi gereken temel ve kritik yetkinliklerdir.
Ocak 2021 tarihi itibariyle Association for Coaching (AC)-12 temel yetkinlik, International Coaching Federation (ICF) 11 temel yetkinlik, European Mentoring & Coaching Council (EMCC) 8 temel yetkinlik ile koçları sorumlu tutar ve akreditasyon sürecinde koçun bu yetkinliklerini incelemeye alır. Kanıtlarıyla yaptığı başvuruda yetkinliğini ispat eden koç, akreditasyon almaya hak kazanır. 

Bir koçun, akreditasyon yolculuğu neye hizmet eder? 
Bu sorunun cevabı çok değişken olabilir. Bireyin biricikliğini değerlendirdiğimizde akreditasyon yolculuğunun hizmet ettiği şey, koçtan koça değişkenlik gösterir elbette.
AC ve ICF yetkinlikleri ile sınanmış ve uluslararası akteditasyonunu her iki kurumdan da almış bir koç olarak, benim nasıl bir “ben” ve nasıl bir “koç”olduğumu tanımama yardımcı oldu bu akreditasyonlar öncelikle. Sonra da, benliğim koçlukla yoğrulup “kendimce bir koç” oldum.
Koç, koç süpervizörü ve koç akreditasyon değerlendiricisi olma  yolculuklarımdan aldığım öğretiyi sizlerle Papua Yeni Ginelilerin bir sözü ile özetlemek isterim: “Bilgi, kasların bir parçası haline gelene kadar yalnızca bir rivayettir.”
Sekiz yıl önce çıktığım bu yolculuğun başında, koçluk eğitimimin hemen ardından, aldığım bilgileri sıcağı sıcağına çevremdekilere aktarıp ağlarıma düşecek müşteriler aramaya başlamıştım. “Aramızda paranın sözü olmaz, bana bi kitap alırsın ödeşiriz.” özetindeki Koçluk Anlaşmam ile ikna ettiklerim de çok olmuştu hani!
Gün oldu devran döndü. Müşterilerim yanımdan memnun ayrılıyorlardı ama kendim yaptıklarımdan tatmin değildim. Söylediklerim, kullandığım araçlar ve etkileri konusunda bir değerlendirmeye ihtiyacım vardı. Koçluk yetkinliklerime birileri uzman gözle bakıp geri bildirim vermeliydi bana. İşte bu dürtü beni mentorlarımla, süpervizörlerimle ve akran koç arkadaşlarımla çalışmalara taşıdı.
Aldığım bilgileri kaslarım haline getirmek için günler, aylar, yıllar süren yurt içi-yurt dışı türlü türlü çalışmaların içine attım kendimi. Ateşe atlamak gibiydi. “Mum olmak kolay değildir. Işık saçmak için önce yanmak gerek.” der ya Mevlana, bendeki de o “ışık” aşkıydı işte.
Kısaca diyebilirim ki, akreditasyon yolculuğunuz neye hizmet etsin istiyorsanız ona hizmet eder. Benimki, kendini tanıyan, güvenilir ve yetkin bir koç olmama hizmet etti😊
İşinizde uzun vadeli başarı ve güven elde etmek istiyorsanız, referanslarınızı koçluk akreditasyonlarınızı alarak güçlendirme  fikrine ne kadar yakınsınız?

HAYALLERDEN GERÇEKLİĞE: BAŞARI İÇİN ZİHİNDE GÖRSELLEŞTİRME METODUNU KULLANMAK

Linkedin yayın tarihi: 17 Mayıs 2020

Bazen dünyada en gerçek şeyler çıplak gözle göremediklerimizdir.
Aynen şu anda dünyayı sarsan Covid-19 gibi. Onun mikroskop altında görünen şeklini alıp, zihnimizde bize yapabileceklerini canlandırıp, bundan memnun olmadığımız için ondan korunuyoruz. Bu karantina günlerinin, yeni hijyen algısının, evden çalışmaların bizi yeni normale nasıl taşıyacağını hayal ediyoruz.
Aslında yapıyor olduğumuz şey; zihinde canlandırma ve onu somutlaştırma- hayallerden oluşanı gerçeğe dönüştürme.
Albert Einstein’ın dediği gibi; “Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir. Sahip olmayı istediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda artık yapacak bir şey yoktur, o gerçeklik size ait olur. Bundan başka bir yol yoktur. Bunun adı felsefe değil, fiziktir.”

Yaratıcı görselleştirme, hedeflerinizi ve hayallerinizi hayata geçirmek için hayal gücünü kullanan zihinsel bir tekniktir.

Hayatınızı iyileştirebilir ve çekim alanınıza başarıyı, sağlığı ve refahı taşır. Bu bir güçtür. Bu gücü yaratmak için;
• Yaşam alanınızı dönüştürün; çiçekler, anısı olan objeler, rahat bir koltuk…
• Yaşam tarzınızı geliştirin; daha çok sanat, müzik, kitap…
• Sevgiyi hayatınıza davet edin; insan, hayvan, bitki…
• Sağlığınızı ve mutluluğunuzu arttırın; sağlıklı yiyecekler, fiziksel hareket ve pozitif düşünce…
• İstediğiniz şeklin görselini yaratın; hayal edilen başarı/arzulanan tatil/bol kazançlı iş…
Yaratıcı görselleştirme zihnin gücünü kullanır ki bu güç, aslında her başarının arkasında yatan potansiyeldir.

Görselleştirmenin Gücü
Hiç gündüz vakti gözleriniz açıkken, önünüzde yapmanız gereken işten kaçmak için hayallere daldığınız oldu mu? Çoğu zaman geçmişi düşünüp kaçan fırsatlarla gerçekleşebileceklerin hayalini kurar insan. İşte bu durum demek istediğim zihinde görselleştirmeye çok yakın bir tarif- hayal kurmanın tek farkı, bilinçaltınızın kapılarını açarak orada birikenleri, ne olursa olsun, dışarı salıvermektir. Zihinde görselleştirme ise, daha bilinçli bir durumdur. Bir niyetle yola çıktığınız ve yapıyı bilinçle kurduğunuz bir eylemdir. Başarılı bir zihinsel görselleştirmenin asıl besleyeni, beş duyunun yer aldığı bir hikayeyi zihinde oluşturmaktır. Böylece bu görsele duygularınızla da bağlanırsınız.
Görselleştirme, bilinçsiz zihninizin düşünme biçimini etkilemek ve yeniden programlamak için kullanabileceğiniz birçok işlemde çok önemli bir rol oynar, çünkü temel dil; görüntülerdir.
Araştırmalar, düşüncelerin eylemlerle aynı zihinsel talimatları ürettiğini göstermektedir; zihinsel görüntüler beyninizdeki dikkat, algı, planlama ve hafıza gibi birçok süreci etkiler.
Başka bir deyişle, beyin bir eylem düşüncesi ile gerçek bir eylem arasında hiçbir fark görmez. Bir eylem gerçekleştirdiğinizde, belirli sinir yolları uyarılır ve vücutta belirli kimyasallar üretilir. Aynı fizyolojik değişiklikler, bu eylemi gerçekleştirdiğinizi görselleştirdiğinizde de ortaya çıkar.

Zihin ve Beden Bağlantısı
Zihin ve beden bağlantısı, hayatınızın her alanını iyileştirmek için görselleştirmeyi kullanmanızı sağlayan düşünce ve davranışlar arasındaki bağlantıdır. Bu nedenle görselleştirme, zihninizde hayal ettiğiniz her şeyi yaratabileceğiniz oluşturma uygulamalarında çok önemlidir.
Alıştırmalar yaparak zihninizin ürettiği düşüncelere hükmedebilirsiniz. Düşüncelerinizin ne kadar güçlü olduğunu fark ettiyseniz, bir daha asla olumsuz bir düşünce üretmezsiniz. Bunu bilinçli olarak yapmaya niyet etmeseniz de, bilinçsiz zihniniz 7/24 uyanıktır ve her zaman içsel konuşmalarınıza kulak misafiri olur.
Deepak Chopra, Hint asıllı Amerikalı hekim ve alternatif tıp uzmanı, zihnin ve bedenin paralel evrenlerde olduğunu söyler. Zihinsel evrende olan her şey fiziksel olanda da izler bırakır. Vücudunuzdaki hücreler zihninizin söylediği her şeye tepki verir. Eğer olumsuz düşünceler iç gözleminizi ele geçirirse bağışıklık sisteminiz düşecektir.

Aklındaki Son Şeyle Başlayın!
Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı’nın yazarı Stephen Covey, kitabında, varış noktasını net bir şekilde anlayarak işe başlamak için, akıldaki son şeyle yolculuğa başlanmasının etkisinden söz eder. “Şimdi” nereye gittiğini daha iyi anlamanın yolu, attığın adımların her zaman doğru yönde olması için nereye gittiğini bilmekten geçer.
Başarılı görselleştirme, sonun akılda tutulmasıdır; süreci değil, sondaki hedefi görselleştirmektir. Son hedef, tüm duyular dahil olmak üzere mümkün olduğunca çok ayrıntıyla gösterilmelidir:
Ne görüyorum?
Ne duyuyorum?
Ne hissediyorum?
Ne kokluyorum?
Ne tadıyorum?
Görselleştirdiğiniz şeyin duyguları veya hissi ne kadar güçlü olursa, inancınız o kadar güçlü olur.

Tekrar, Tekrar, Tekrar…
Bilinçsiz zihniniz tekrar uyguladığınız düşünceleri kabul edecek ve zamanla zihniyetinizi buna göre değiştirecektir. Bu şekilde düşüncelerinizi oluşturan nöron bağlantılarınız yeni alışkanlıklar yaratacak veya eski alışkanlık/eylemleri dönüştürecektir.
Düşüncelerinizi ve zihinsel imgelerinizi değiştirerek, gerçek algınızı değiştirebilir ve dünyanızı yeniden şekillendirebilirsiniz.

Yarattığınız Görselle Bir Olun!
Sürekli olarak zihninizdeki bir görüntüye odaklandığınızda, vücudunuzdaki her hücre bu görüntüye dahil olur. Hem fiziksel hem de fiziksel olmayan bir seviyede, bu frekansla uyumlu olan her şeyle titreşir ve yankılanırsınız. Bu frekans sizi görüntüye doğru taşır; istenen görüntünün yaratılması için gereken her şeyi size doğru taşır.
Görselleştirme basittir – istediğinizi zihninizde canlandırmak için her gün beş dakikanızı ayırmanız bile yeterli olabilir. Gözlerinizi kapatın ve hayaliniz gerçekleştiğinde tam olarak neye bakacağınızı hayal edin. Gözlerinizle ideal sonuca baktığınızı hayal edin. Gördüğünüz resmi tüm duygularınızla canlandırın, onu rengarenk boyayın, tam olarak o resmin içinde nerede durmak istediğinize karar verin. Yarattığınız resmin bir parçası olmak, istediğiniz şeye ulaşmanızı kolaylaştıracaktır, bunu unutmayın!
Görselleştirme aynı zamanda bilinçaltınızda neler olup bittiğini belirlemenin harika bir yoludur – dış dünyanızda yaşananlar aslında içinizde gizli zihinsel dünyanızdakilerin aynasıdır ve görmek inanmaktır.
İçimizdeki çocuğun elini tuttuğumuzda zihnimiz bize başarı için doğru olan yolu; hayalleri hediye eder. Bu hayallere yeteri kadar inanırsak da onlar bizim gerçeğimiz olurlar. Çocuk kitaplarında favori yazarlarım arasında olan Roald Dahl’ın bir sözüyle bitirmek istiyorum yazımı…”Sihire inanmayanlar onu asla bulamayacaklar”
Hayallerin sihrine inanarak yazdığım “Hayalleriyle Öğrenen Çocuk” kitabımı tüm ebeveynlere, öğretmenlere, koçlara vehayallerle yollarını kesiştirmek isteyenlere öneririm.

Sağlıkla ve hayallerle kalın!

HİKÂYE ANLATICILIĞININ İYİLEŞTİRİCİ GÜCÜ

Linkedin yayın tarihi: 22 Haziran 2019

Çocuğum, yeğenlerim ve öğrencilerim çocukluğum hakkında anlattığım hikâyelerden hep etkilenmişlerdir. Hatta hikâyelere doyamayıp daha da anlatmamı istedikleri olmuştur. Özellikle başıma gelen komik şeylerin hikâyelerini dinlemekten hoşlanırlardı küçükken. Nasıl bamya tarlasındaki dut ağacına kurulan salıncaktan düştüğüm, Ayşe Teyze’nin bahçesindeki çılgın gibi havlayan siyah köpekten nasıl kaçtığım, korktuğum sınavlardan nasıl yüksek notlar aldığım …, ancak yaşları biraz daha büyüdüğünde karşılaştığım zorluklar, üstesinden geldiğim engeller ve başa çıkmam gereken hayal kırıklıklarının hikâyeleri onları daha çok cezbetti. Çünkü hayatı öğrenmek istiyorlar, ona tüm zorluklara katlanmaya değecek bir anlam katmaya çalışıyorlardı.
“Çocukların ve gençlerin etkili hikâyeler anlatan bir büyüğe verdikleri tepki aynıdır. Dinlerler. Bu hikâyeler onlara, ailelerinde neler olduğunu, kim olduklarını, topluma nasıl uyduklarını ve dünyanın hangi düzende çalıştığını bulmalarında yardımcı olur. Büyüklerin gerçek hikâyeleri, masallarla aynı amaca hizmet eder – yaşam için metaforlar üretir.”

Hikâyeler herkese iyi gelir
Yaşanmış hikâyelerimizi, geçmiş maceralarımızı hatırlamak, kim olduğumuzu ve yaşamlarımızın ne anlama geldiğini netleştirir. Eski güzel günlerden bahsetmek ve en sevdiğimiz müzikleri dinlemek geçmişe ait olan duygularımızı canlandırır. Bizi tekrar o zamanlara götürür. Bence bu tecrübeyi yaşamak herkes için önemli ama hafızası zayıf olan insanlar için çok daha önemli. Alzheimer hastalığına yenik düşen teyzemi ziyaretlerim sırasında farkına vardığım şey şuydu; annem ikisine ait çocukluk anılarından bahsettiğinde hikâyelerin iyileştirici gücü devreye giriyor ve teyzem hikâyelerin sihri ile canlanıp herşeyi hatırlamaya, tepki vermeye başlıyordu. Hikâyeler yalnızca teyzemi değil onunla birlikte yaşayan aile fertlerini de canlandırıp iyileştiriyordu.

Hikâyeler kim olduğumuzun bir parçası aslında.
Hikâyeler, zihinsel ve fiziksel refah da dahil olmak üzere geçmiş nesillerin bilgeliğini aktarmak için insanlık tarihinin başlangıcında çoğaldı. Hikâyelerin gevşetme ve imgeletme özelliğinden dolayı hikâye anlatıcılığı, yaşam tarzı değişikliği üzerine yapılan çalışmalarda ve psikolojik iyileşmede kullanılabileceği anlaşıldı. Hemen hemen her durum için hikâyeler yardımımıza koşabilirler. Bağımlılıktan depresyona, boşanmadan kedere kadar her şey için farklı bir hikâye vardır paylaşılabilecek.

Harika bir hikâye yalnızca bir noktaya atış yapmaz birçok anlam katmanı içerir.
Onları keşfetmek için yaratıcı bir ruh hali ile hikâyeleri okumak veya dinlemek önemlidir. Detaylı tasvirler ve duygularla dolu hikâyeler gerçek algısı yarattığı için dinleyicilerin ilgisini çeker. Hikâye sizi karakterleriyle, betimlemeleriyle başka bir zamana ve yere taşıyorsa, ortak bir konu hakkında bir deneyim yaşatıyorsa o an nerede olduğunuzu bile unutturabilir. Sıkıntıların aşıldığı, kahramanın yeni maceralara atıldığı, bilgelik ve umut içeren hikâyeleri dinlerken içinizin cesaret, sebat ve kahramana ya da duruma yakınlık hissi ile dolup taşması tam da bu nedendendir. Dinlediğiniz bu hikâyeler yaşamınızda zorlu zamanları atlatmada size bir rehber hatta bir şifa kaynağı bile olabilir. Babamı defnettiğimiz günden birkaç gün sonra anneme taziyeye gelen bir arkadaşının başsağlığı dilerken söylediği bir söz anlamlı bir hikâye yaratmıştı zihnimde. “Sen de mi benim gibi sakladın eşini Emine” Yaşadığımız acının benzerini yaşayan biri vardı yanımızda ve vefat edenlerin yok olmadıkları yalnızca bir süreliğine görünür olmayıp saklandıkları fikrini uyandırmıştı bu kısacık hikâye cümlesiyle zihnimde. Babamı saklamış olma fikri yok olmuş olma fikrinden daha katlanılabilirdi ve bu hikâyenin şifası ile uyandığım ertesi gün daha umut doluydu benim için.

Hikâye anlatıcılığının terapötik gücü
Yaşadığım tecrübeyle diyebilirim ki hikâyeler inanılmaz güçlü terapötik araçlar olabilir. Yaşamla ve ölümle ilgili katı görüşleri değiştirerek yeni bakış açıları kazanmaya yardımcı olurlar. Kısıtlamaları kaldırarak düşüncenin esnekliğini arttırırlar. Yeni perspektifi ortaya koyarak, insanların gelecek için iyimserlik kazanmalarına yardımcı oluyorlar. Amaçlarını ortaya koymak ve onlara ulaşmak için gereken enerjiyi hayal güçlerini besleyebilirler. Hatta bağışıklık sistemini harekete geçirip hastalanan insanlarda iyileşmeyi hızlandırabilirler. Psikoterapi ve danışmanlık genellikle hikâye anlatıcılığını yaşam için bir metafor olarak koordine eder. Bir hikâyenin içinde bilinçaltında yaratılan bir durumun gerçek anlamını bulabiliriz.
Hikâyeler büyük bir güce sahiptir çünkü mutsuz insanlarda iyimserlik, umut ve bağımsızlık hissi yaratabilirler. Kendi problemlerimizi hikâyeler aracılığıyla çözme becerilerimiz gelişirken hikâyelerimizle başkalarının da kendi problemlerini çözmelerine yardımcı oluruz. Hikâyeler bizi derin bir bilinçaltı seviyesinde etkiler aslında. Etkili anlatılan hikâyeler, zihni, ruhu ve bedeni bütünsel refaha teşvik ederler.

Hikâyeler yalnız olmadığımızın, bizim gibi benzer şeyleri yaşayanların olduğunun en açık örnekleridir.

BASINDAN | DİNLENMEYEN ÇOCUKLAR DUYULMAK İÇİN ÇOK BAĞIRIRLAR

Yayın Tarihi: 27 MAYIS 2019

RS FM’de yayınlanan Gündem Dışı programına konuk olan yazar ve uluslararası öğretmen Günay Özarın, “Türkçe’nin azınlık dili statüsünü yaptığım çalışmalarla İngiltere’de, İspanyolca gibi ‘öğretilebilir yabancı dil statüsü’ne getirdim” dedi.
Gündem Dışı’na bu hafta uluslararası öğretmen, eğitmen koçu ve ‘Hayalleriyle Öğrenen Çocuk’ kitabının yazarı Günay Özarın katıldı.

İNGİLTERE’DE DAHA ÖNCE AZINLIK DİLİ OLARAK GÖRÜLDÜĞÜ İÇİN ÖĞRENCİLER TÜRKÇE’Yİ SEÇEMİYORDU
İngiltere ve Türkiye’de toplam 17 yıl öğretmenlik yapan Özarın, “Türkçe’nin azınlık dili statüsünü yaptığım çalışmalarla İngiltere’de, İspanyolca gibi ‘öğretilebilir yabancı dil statüsü’ne getirdim. Daha önce azınlık dili olarak görüldüğü için öğrenciler tarafından seçilemiyordu” dedi.
İngiltere’den Türkiye’ye dönüşünü anlatan Özarın, “Oradan alabileceğimi almıştım. O döngüde bir şey kazanamayacağımı fark ettiğimde o döngüyü kırmak istedim” sözleriyle açıkladı.
“Koçluğun içinde insanın kendini tanıması var. Neyi yaptığında daha iyi öğrenebiliyor ve hangi hayalleri var gerçekleştirmek istediği? O hayallerini gerçekleştirmek için hangi eylem adımlarını planlaması gerekiyor? Tüm bunlarda eşlik eden, sorular soran bir koçum.”

DİNLENMEYEN ÇOCUKLAR DUYULMAK İÇİN ÇOK BAĞIRIRLAR
Türkiye’deki eğitim sistemi ve öğrencilerin durumuna ilişkin olarak Özarın, şunları söyledi: “Dinlenmeyen çocuklar duyulmak için çok bağırırlar. Anne babaların kendi hayallerini çocuklarına yaşatmıyor olmaları lazım. Çocuklar, ‘Benim hedefim bu değil’ derken, anne babaların ‘Bunu böyle yapacaksın, mühendis olacaksın, doktor olacaksın’ diye dayatmaları çocukların sesini bazen çok yükseltiyor bazen de onları sessizleştiriyor.”

STORYTELLING: HİKÂYELERİNİZ DİNLEYİCİLERİNİZİN BEYNİNİ NASIL ETKİLER?

Linkedin yayın tarihi: 7 Aralık 2018

Storytelling (hikâye anlatımı), dinleyicinizin zekasıyla doğrudan iletişim kurmanızı ve beyninde bir deneyim yaratmanızı sağlayan sanat biçimidir. Bunu doğru yaparsanız, insanlar verilerinizi, başarılarınızı veya amacınızın önemini asla unutmayacaktır.
Sizi sevecekler ve sizin referans verdiğiniz eylem için harekete geçmek isteyeceklerdir. Hikâyelerinizi anlatmadan önce hikâyelerin insan bedeni üzerinde belirli nörolojik etkileri olduğunu bilmenizde fayda var. Bu etkilerin neler olduğunu öğrendiğinizde dinleyicilerinizde ne tür duygu ve düşünceler yaratabileceğinizi ve hikâyenizin hangi olağanüstü deneyimi yaşatabileceğini anlıyorsunuz.

BAŞLAMADAN ÖNCE HIZLI BİR DENEY YAPALIM!
 Hikâye anlatımının etkisini anlamak için gözlerinizi bir dakikalığına kapatmanızı ve harika bir hikâye duyduğunuz anı hatırlamanızı istiyorum. Lütfen bu hikâyeyi dinlediğiniz an, beyninizde ve vücudunuzda olan hislere odaklanın. Hatta şimdi hikâyeyi hatırladığınızda bile olan değişimlere odaklanmaya çalışın.
Bu hikâyenin üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, hala hatırlamanız şaşırtıcı değil mi? Bu hikâyeyi hala bu kadar net hatırlamanızın nedeni sizin beyninizde, hormonlarınızda ve tüm vücudunuzda bir deneyim yaratmış olmasıdır.

STORYTELLING, KİTLELERİN BEYNİNİ NASIL ETKİLER?
1- BEYİNDE HAREKETE GEÇEN PARÇALAR:  DENEYİM, EMPATİ VE EYLEM
George P. Lakoff’a göre, Amerikalı bilişsel dilbilimci ve filozof, hikâyelerde var olan duyusal dili dinlemek, hikâyeyi gerçekten kendi deneyiminiz haline getiren beyin alanlarını harekete geçirir. Yakın zamanda yapılan çalışmalar, hikâyelerin, beynin başkalarının düşüncelerini ve duygularını anlamamıza yardımcı olan bölümlerini harekete geçirdiğini bulmuştur. Fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (MRI) makineleri, belirli bir dilin (betimsel ve figüratif gibi) eylem ve hareketi kışkırtan nörolojik bölgeleri aydınlattığını göstermektedir. Bu konuda yapılan çalışmalar açıkça bize, hikâyelerin deneyim yaratabileceğini, empati yaratabileceğini ve eyleme teşvik edebileceğini gösteriyor. Bunların tümü, iletişim kurdukları hedef kitlelere ulaşmak isteyen organizasyonların temel amacı olmalıdır.

2-DOPAMİN: Hatırlama ve motive olma
 Güçlü ve duygusal hikâyeler duyduğumuzda, beynimiz dopamin salgılar. Bu durum, deneyimi daha doğru bir şekilde hatırlamamıza yardımcı olur. Dopamin ayrıca, odak ve konsantrasyonumuzu güçlendiren motivasyon hormonudur. Hedeflerimize ulaşabilmemiz için bizi aşağı çeken dürtülere direnip ilerlememizi sağlar. Dinleyicilerinize sunacağınız veriler, onların beyinlerine dopamin salgılattıran harika bir hikâyeye sahipse, verilerinizin hatırlanma şansı önemli ölçüde artar. Bundan adınız kadar emin olabilirsiniz.

3- OKSİTOSİN: Sevgi ve işbirliği
Son olarak, insan vücudunun ürettiği hormanların en önemlisi ve en iyisi oksitosin’dir. Beynimiz karakter odaklı bir hikâyeyi dinledikten sonra oksitosin üretir. Ayrıca, buna aşk hormonu da denir. Oksitosin, hikâyesini duyduğumuz karaktere kalben bağlanmamızı ve onunla işbirliği içine girmemizi teşvik eder.
Beynimizin başka ne zamanlarda oksitosin salgıladığını biliyor musunuz? Birine sarıldığımızda ya da seviştiğimizde.
Başka hangi durumdayken oksitosine ihtiyaç duyarız? Doğum yaparken! Doğurmak için vücudunuzun kasılmalarla harekete geçmesi gerekir. Bu hareketin başlayabilmesi için beyninizin oksitosin salgılaması şarttır. Doğum anında beyniniz oksitosin üretmiyorsa, size oksitosin hormonu serumu verilmelidir. Aksi halde doğum yapamazsınız.

Aklınızda bulunsun!
Eğer gebe bir kadının doğumuna eşlik edecekseniz, kolay doğum için cebinize ona anlatacak harika bir hikâye koyun.
Ya da değişim yaratmak için kitlelere seslenecek ve bu değişim için onları bazı eylemlere teşvik edecekseniz orada da harika bir hikâye ihtiyaç duyacaksınız.

SÖZÜN KISASI…
Dinleyenleriniz için harika, dikkate değer bir hikâye anlatmayı başarırsanız, yalnızca verilerinizi iletmeyecek veya amacınızı tanıtmayacak, aynı zamanda onlar için dikkate değer bir deneyim oluşturacaksınız. Sizinle ya da organizasyonunuzla sonsuza dek hatırlayacakları, empati ve sempati ilişkisi kuracaklar. Onlara sunduğunuz şey her neyse, bunda olumlu bir değişim yaratmak için sizinle işbirliği yapmaya istekli olacaklar ve en önemlisi, amacınızı desteklemek için buna finansal katkı vermeye de gönüllü olacaklardır.

KOÇLUĞUN VE EĞİTİMİN AMAÇ BİRLİKTELİĞİ

Linkedin Yayınlanma Tarihi: 23 Kasım 2018

Koçluğun ve eğitimin amaçlarının birbirine çok benzer olduğunu düşünüyorum. Koçluk, öğrenme ve gelişmeyi desteklemeyi amaçlayan bir konuşma aktivitesidir. Bu nedenle kişilerin kullanılmayan potansiyellerinin daha fazlasını elde etme yeteneklerini arttırır. Koçluk anlayışının bu amacı, eğitim kurumlarının amacı ile mükemmel bir şekilde örtüşür. Etkileşimin “kendi kendini yöneten” doğasına odaklanan koçluk, öğretme ile ilgili değildir. İnsanların kendi doğal meraklarıyla bağlantı kurarak kendileri için öğrenebilecekleri ortam yaratmakla ilgilidir.
Geleneksel koçluk çalışmalarına (bire bir görüşmeler) ek olarak, koçluğun öğrenme ortamlarında olumlu ve dönüştürücü bir etkiye sahip olabileceğine inanıyorum. Öğrenme ortamı denildiğinde ilk akla gelen yer okullar olmakla birlikte, bireylerin okul öncesi ilk öğrenme ortamları evleridir. Okullar bitip bireyler hayata atıldıklarında ise, yeni öğrenme ortamları iş yerleri olur. Öğrenme ortamlarının liderleri (okul müdürleri, ebeveynler ve genel müdürler), eğitimciler (öğretmenler, anne-babalar, şirket içi eğitim sorumluları) ve öğrenenler (öğrenciler, çocuklar, çalışanlar) günlük etkileşimlerde koçluk becerilerini kullanabilir, “koçluk yaklaşımı” benimseyebilir veya koçluk kültürlerinin oluşturulmasına yönelik olarak çalışabilirler.

SENİN “BEN” HİKÂYEN NE?

Linkedin yayın tarihi: 3 Ekim 2017

Bir üst düzey yönetici, bir koç, bir öğretmen, bir (sayısız meslek erbabı), hatta bir anne-baba olarak, “BEN” yolculuğunuzun hikâyesini düşündünüz mü hiç? Ustaca anlatacağınız “Beni BEN Yapanlar” hikâyeleri; yöneticiyseniz çalışanlarınıza, koçsanız danışanlarınıza, öğretmenseniz öğrencilerinize, anne-baba iseniz çocuklarınıza ilham kaynağı, ateşleyici, düşündürücü veya bir yol gösterici olabilir. Bunların hiçbiri olmasa da, hikâyeleriniz sizi gerçek insan haline getirdiği için karşı tarafta bir empati duygusu oluşur ve size yönelik gelişebilecek saldırıları ya da sevimsiz konuşmaları önler.
Hayatınızın ilgi çeken hikâyelerini açığa çıkartmak sizi bazen iyi bir iş, bazen de iyi bir eş sahibi yapabilir ki, her ikisi de bu devirde zor bulunmaktadır.
Günümüzde, insan beyninin hikâyenin büyüsüne kapılma nedenlerini biyolojik olarak açıklayan bilim adamları var. Yapılan pek çok deneyle her geçen gün yeni veriler de elde ediliyor. Ne var ki, yüzyıllar önce beyin bu kadar keşfedilmemişken, ateş etrafında toplanan kabile büyükleri de hikâyelerin beyinler üzerindeki etkisini çözmüşlerdi.
Bugün üzerine basarak söylemek istediğim şey şu;
100.000 yıl önce konuşmak için bir dil geliştirdik. Böylece hikâyeleri nesilden nesile aktarabildik. 27.000 yıl önce mağara resimleri ile hikâyelerimizi sonraki nesillere aktarmaya başladık. 3.500 yıl önce hikâyeleri metinler şeklinde yazarak ileriki nesillere bıraktık. Ve sadece 28 yıl önce power point sunumları icat olundu.

Şimdi düşünelim! Sizce beynimiz hangi metotla anlatılan şeye daha çabuk uyum sağlar?